Forum > Kamu Personeli > Belediye ve Üniversite Personeli > İŞ x SAĞLIĞI x GÜVENLİĞİ = ÖNLEM

1 yıl önce yazıldı

hakanersoy

hakanersoy

1 yıl önce üye oldu.

İŞ x SAĞLIĞI x GÜVENLİĞİ = ÖNLEM
İŞ x SAĞLIĞI x GÜVENLİĞİ = ÖNLEM


İş Sağlığı ve Güvenliği sürekli olarak yazılı ve görsel medyada, iş ortamımızda, bir duvar üzerindeki tabelada ya da gittiğimiz bir lokantada “Dikkat Islak Zemin” uyarısı içerisinde sıklıkla karşımıza çıkan bir kavramlar bütünüdür. Hayatımızda rolü ise ancak kaza yahut ölüm sonucu ile farkına vardığımız ama detaylı bakıldığında, yürüdüğümüz yolun yerini bilediğimiz mayın tarlasından ibaret olduğu gerçeğiyle karşımıza çıkmaktadır. İş sağlığı ve iş güvenliğinin öncelikli amacı çalışanın mutluluğu olmalıdır. Sağlıklı ve mutlu olarak çalışan kişi, sosyal açıdan da huzurlu ve sağlıklı olur.
İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili bazı kavramların tam olarak anlaşılamaması durumunda kavram kargaşası meydana gelebilir. “İş” ve “Sağlık” tanım olarak şu şekilde verilmektedir.
İş: Bedensel, zihinsel ve ruhsal bir çaba sarf ederek çalışanın kendisi ya da başkaları için değer ifade eden mal ve hizmetler üretme faaliyeti olarak tanımlanır.
Sağlık: Herhangi bir hastalık ve güçsüzlük halinin olmaması ve bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyi olma durumudur.
İş Sağlığı nedir?
Her iki kavramın bir arada kullanıldığı, İş Sağlığı: Çalışanların sağlıklarını; sosyal, ruhsal, bedensel olarak en üst düzeyde sürdürülmesi, çalışma koşullarının ve üretim araçlarının; sağlığa uygun hale getirilmesi, işin ve çalışanın birbirine uyumunu sağlamak üzere yapılan sürekli iyileştirme çalışmaları olarak tanımlanır.
Güvenlik Kültürü
İş Sağlığı uygulamalarında “Güvenlik” kavramı ilk olarak ailede başlayan bir kültürleme sürecini ifade etmektedir. Güvenlik Kültürü kavramı ilk defa Rusya Çernobil Nükleer Reaktör kazasından sonra, 1986 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun hazırladığı raporla ortaya çıkmış ve hazırlanan raporda, kurumun güvenlik kültürünün zayıflığından söz edilmiş ve bu kazanın nedenlerinden biri olarak gösterilmiştir.
Bir sistem olarak verilen Güvenlik Kültürü: Güvenliği veya emniyeti tehdit edebilecek davranış veya uygulamalarla bunların yer aldığı ortak kullanım ya da etki alanında bulunan canlıların veya araç-gereç veya teçhizat gibi nesnelerin zararını en aza indirmeyi amaçlayan, güvenlik veya emniyete öncelik veren algılar, inançlar, tutumlar, kurallar, roller, sosyal, teknik ve politik uygulamalarla, yetkinlikler ve sorumluluk hislerinin bütünü olarak tanımlanabilir.
Ailede başlayan güvenlik kültürü bir edimsel koşullanma ve davranış değişikliği oluşturulması ile karakterizedir. Örneğin: Evde uzatma kablolarının gelişigüzel kullanılmaması (elektrik çarpılma riski vs), yemek yaparken kullanılan tavanın sapının dışarı doğru çevrilmemesi (dökülme ile yanık riski vs), ıslak zeminlerde kullanılan halıların altına “Halı Kaydırmaz” konması gibi şeklinde örnekleri artırabiliriz.
Tehlike ve Risk Nedir?
İşyeri içerisinde veya dışında birçok olumsuz faktör vardır. Bunlar bazen “Tehlike”, bazen de “Risk” olarak adlandırılır. Gerçekte ise Tehlike ve Risk arasındaki fark İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda (20/6/2012 Tarih 6331 Sayı madde 3) belirtildiği üzere:
Tehlike: İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyeli.
Risk: Tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç meydana getirme ihtimali olarak verilmektedir.
Konunun daha iyi anlaşılması için örnek vermek gerekirse: Vacutainer ile çalışmak “Tehlike”, Kullanılan iğnenin ele batması bir “Risk”tir. Tıbbi Atıklar ile çalışmak bir “Tehlike”, enfeksiyon bulaşma olasılığı bir “Risk”tir. Aynı şekilde acil durumlar kapsamında değerlendirilen “Deprem” göz önünde bulundurulursa: Birkaç mahallenin yapı güçlendirilmesi veya alt yapısının tamamen yapılması için harcanabilecek paranın ve kamu kaynaklarını aşırı, abartılı ve gereksiz kullanılması ciddi bir “Tehlike”, can kaybı dahil görünür ve görünmez tüm kayıplar “Risktir”. Kısaca: Tehlike=Neden, Risk=Sonuç olarak tanımlamak mümkündür. İş Sağlığı ve Güvenliğinin temeli insandır. Unutmayalım ki: Meydana gelen kazaların %88’i Tehlikeli Davranış, %10 Tehlikeli Durum ve %2’si Kaçınılmazlık ilkelerine göre meydana gelmektedir. Alınacak önlemler ile kazalar %98 oranında azaltılabilir.
Sağlıkta Tehlike ve Riskler nelerdir?
Sağlık alanında ise bu tehlikeler ve riskler katlanarak artmaktadır. Sağlık Hak Sen Ankara 1’ Nolu Şube ve Genel Merkez olarak: Ankara geneli yaptığımız çalışmalar sonucu en büyük eksiğin “Eğitimsiz ve Yetkin Olmayan Yönetici” ataması olduğu görülmüştür. İSG temelinde Üniversiteler ve Sendikalar vardır. TS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği yönetim sistemin kurulması ve işletilmesi yetkin olmayan yöneticinin yetkin olmayan sorumlu ataması ve bunlarında uygun olmayan çalışan çalıştırması ile kazaya her türlü davetiye çıkarılmaktadır. Örneğin İlgili mevzuat çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarında 2016 temmuz tarihinden önce İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimleri yapılmak zorunludur ve yapılan eğitimler çalışma süresinden sayılır. Hastaneler çok tehlikeli sınıfta (Bknz. Tehlike Sınıfları Tebliği) yer almakta ve yapılan eğitim süresi en az 16 saat olmak zorundadır. İlgili mevzuat için kurumun en üst makamı Rektörlük ve Hukuk müşavirliği konu ilgili mevzuata göre katılan personele her 8 saat için 1 (bir) gün izin verilmesi için her birime yazı verilmesine rağmen, bazı birim sorumlularının konudan bihaber izin vermeyeceğim diye diretmesi de işte bu iş bilmezlikten ve sorumsuzluktan kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde verilen eğitimin etkinliğinin ölçülmesi gerekirken; “Biz Eğitimi Yaptık, Katılan Personelin İşte İmzası” şeklinde yaklaşım ne mevzuata ne de İşyeri Etiğine uygun bir davranış değildir.
Sorumlular, yöneticiler veya idareciler; birime atanmadan önce tüm yasal, anayasal ve hukuki şartlar konusunda çok ciddi bir eğitim alması gerekmektedir. Bu adam bu işi yapabilir diyen adamın yeterliliği ve kısaslarının veya likayat ölçülerinin yazılı prosedürlere göre belirlenmesi en sağlıklı olandır. Maalesef ama maalesef sağlık sektöründe bu şartların hiçbir şekilde karşılanmadığı tersine ilgili pozisyona; Yönetilebilecek Kişi, atandığı pek çok kez görülmektedir. Aynı durum yetkisiz ama yetkili, sallabaş sendika yöneticileri içinde geçerlidir.
Yataklı-Yataksız tüm tedavi kurumlarında: Kimyasal dezenfektanlar, antiseptikler, sterilizasyon işlemleri sırasında kullanılan sıvılar, etilen oksit, pek çok boya ve çözücüler, etil alkol ve türevleri, formaldehit, iyotlu bileşikler, lateks ürünler, anestezik gazlar, kematerapötik ajanlar, ilaçlar ve solüsyonlar ve sitostatik ilaçlar sağlık çalışanlarının sıklıkla karşılaştığı tehlike ve risklerdendir. Yapılan testler, bulaşıcı hastalıklar, tıbbi atıklar, kullanılan kesici delici araç gereçler, strelizasyon faaliyetleri gibi görülen işlemlerin tamamında ciddi yan etki yapabilecek ürünler mevcuttur. Bu maddelerin tamamının ve oluşan atıkların sadece iş sağlığı ve güvenliği kapsamında değerlendirmek yerine doğa/çevre ile etkileşimlerinin de göz önünde bulundurulduktan sonra iş sağlığı ve güvenliği kapsamında birlikte değerlendirilmesi daha insancıl bir yaklaşım olacaktır.

Düşünün ki bir 6000 personeli olan bir hastanede tüm personele verilen TS EN ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi çerçevesinde yapıldığı tahmin edilen “Atık Yönetimi” eğitim sunumunda; asıl çerçeve, Tıbbi Atıkların bertarafında belediyenin kilogram başına zam yapmasıdır. Anlaşıldığı üzere eksen; tasarruf tedbirleri ve personelin uyarılmasıdır. Cumhuriyetin ilk kurumlarına olan bir kurumda yapılan bu eğitimin: Çalışma hayatının kolaylaştırılması, atıkların çevre veya insan sağlığına olumsuz etkileri ve bertarafına kadar ki süreçte dikkat edilmesi gereken tehlike ve riskler göz ardı edilebilmektedir. Örneğin hastadan alınan kan örneğinden sonra çıkarılan yere basılan pamuk artık evsel atık sayılmaktadır. Muhtemelen pamuk ve kan organik atık olarak değerlendirilmektedir.
Maliyet muhasebesi insan ve çevre sağlığının söz konusu olduğu yerde alternatif ve önleyici tedbirlerin, var olan bir yönetim sistemi çerçevesinde yazılı prosedürlerle yapılması gerekir. Kalite yönetim sistemleri ister müşteri odaklı ister iş verimiyle ister insan ve çevre sağlığı ile ilgili olsun her daim kişilere bağımlı olmaktan çıkaran bir disiplindir. Tersi durumda belirli bir grup veya belirli bir insan çevresinde sadece sözel faaliyetler bütününü oluşturur. Bu ise faaliyetin sözel eylemlerden oluşması ve günübirlik geçiştirme ya da nasıl kurtuluruz mantığını en üst kademeden en alt kademeye kadar kurumun iliklerine kadar işlemesine neden olacaktır.
İstatistiklere göre ülkemizde yaşanan ölümlü iş kazaların büyük bölümü inşaat sektöründe yaşanmaktadır. Ciddi inşaat şirketleri yurt dışında İş Sağlığı ve Güvenliği hatta Çevre Sağlığı ve Güvenliğine yönelik her türlü önlemi alırken, ciddi devlet kurumlarının karşısında hatta çatılarında sadece “Allah’a Emanet” çalıştırılması, kontrol ve denetleme mekanizmalarının eksikliğini ortaya koymaktadır. Başka bir örnek olarak bir üniversite hastanesinde asansör bakım ve tadilat işleri yapılmaktadır. Söz konusu şirket İş Sağlığı ve Güvenliği için OSGB’den (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi: İş Sağlığı ve Güvenliği için hizmet satın alınan yetkili kuruluş) hizmet satın almış yani yapılan tüm faaliyetlerde standardın gereği yapılmaktadır. Hasta, Personel ve Hasta Yakınının kullanmak zorunda olduğu “Hastane giriş kısmındaki asansörlerde” çalışma yapan personel, son derece işe uygun KKD (Kişisel Koruyucu Donanım) ile donatılmış, çalışma alanı güvenliği sağlanmış kısaca İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) gerekleri ile, işin gereği önlemler alınmıştır. Tıp fakültesi öğrencilerinin eğitim salonlarının bulunduğu arka bölümde yapılan asansör tadilat işleri ise tam tersini görmek için birebirdir. Gelişigüzel ek yapılmış elektrik uzatma kabloları, siperliksiz kaynak yapanlar, malzemelerin gelişigüzel ortalıkta bulunması, hiçbir KKD’si olmayan bütün çalışanlar, sıfır çevre güvenliği gibi tehlikeli durumları görmek şaka gibi hatta ibretlik bir durum oluşturmaktadır. “Tribüne Oynamak” deyimi işte bu durum için anlam kazanmaktadır.
İSG de cezalandırmak ayrı bir başlık halindedir. Ceza hizmet satın alınan OSGB, işveren veya çalışana ayrı ayrı uygulanmakta ve genelde maddi cezalar olarak göze çarpmaktadır. İSG de yapılan son düzenlemelerde işçinin özellikle; KKD kullanmaması, kendi ve çalışma arkadaşlarının hayatını tehlikeye atacak davranışları sebebi ile işveren tarafından 3 kez uyarıdan sonra iş akdinin fesih edilebileceği yasal zemine ulaşmıştır. Alt işverenin hizmet aldığı OSGB için belirli bir puantaj konmuş ve üzeri için maddi cezalar hatta belirli bir süre yetkilerini askıya alma söz konusudur. Sadece OSGB’ye verilen ceza yeterli değildir. 6331 sayılı yasa açıktır. Asıl işveren her daim sorumludur. Önemli olan asıl işverene ve ilgili makamda görev yapan tüm amirlerin de kayıt altında tutulması, denetleme ve kontrol mekanizmalarının işletilip işletilmediğinin kontrolü, personelin mesleki yeterliliğinin olduğunun yazılı olarak kayıt altına alınması, belirli bir puantajın geliştirilmesi ve denetlenmesi daha hakkaniyetli olacaktır. Sadece hizmet alınan OSGB’nin veya İş Güvenliği Uzmanının sorumlu tutulması anlık cezalar için belki uygun düşebilir, ama sonraki faaliyetlerde asıl işveren sorumlularının, sorumsuz davranışlarının adet haline getirilmesinin de önlenmesi gereklidir. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türk Tabipler Birliği ve Mühendisler Odasının görüşlerini kendi adıma çok merak ediyorum. Öğrenince sizinle paylaşacağımdan şüpheniz olmasın.
Ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuat Çalışmaları
İş Sağlığı ve Güvenliği çalışmalarına biraz bakalım. Ülkemizde işyeri sağlık hizmetleri 1930 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Umumi Hıfzıssıhha Kanununa göre sürdürülmüştür. 1971 tarihinde yayımlanan 1475 sayılı İş Kanununda “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” kavramı kullanılmış ve bununla ilgili “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü” yayınlanmıştır. 2003 yılında 4857 sayılı yeni İş Kanunumuzda daha geniş kapsamlı ve evrensel bir kavram olan “İş Sağlığı ve Güvenliği” (Occupational Health and Safety) kavramı kullanılmıştır. En son olarak 20/6/2012 Tarih 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile daha önce çıkarılan tüzük de yürürlükten kaldırılmıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ile İş Kanunu, Umumi Hıfzıssıhha, Deniz İş, Basın İş, Borçlar Kanunu, SGK, Belediyeler Kanunu, gibi birçok yasal düzenlemede bu kanun içerisinde toplanmaktadır.
TSK kapsam dışı tutulursa, işçi ve memurların çalışma hayatını düzenleyen 4857 Sayılı İş Kanunu ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu bulunmaktadır. İki kanununda ayrı ayrı kapsamına baktığımız zaman:
4857 Sayılı İş Kanunu; işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları işveren olarak tanımlar.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ise: “Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde çalışan memurlar hakkında ve kamu kurum ve kuruluşlarında Sözleşmeli ve geçici personel hakkında bu Kanunda belirtilen özel hükümler uygulanır” hükmü bulunmaktadır.
“İşçi” Yok “Memur” Yok, Artık Herkes “Çalışan”
20/6/2012 Tarih 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu “Çalışan” tabirini kullanarak daha geniş bir kesimi güvenlik şemsiyesi altına almakta böylece kamu veya özel sektördeki tüm personel “Çalışan” adı ve tek bir kanun altında ilk defa birleştirilmiştir. 4857 sayılı kanuna göre çalışanlar, 6331 sayılı kanunun yayımlandığı gün itibari ile geçerli olmasına rağmen, Kamu Kurumlarında 1/7/2016 tarihinde 6331 ve hükümlerinin yerine getirilmeye başlanacağı belirtilmiştir. Özel sektöre kompedan olması gereken Kamu Kurum ve Kuruluşlarının tarih itibari ile ötelenmiş olması trajikomiktir. Özellikle Sağlık Bakanlığı 6331 Sayılı Kanunda belirtildiği üzere İSG-K ( İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu ) kurulmaya ve işletilme çabaları devam etmektedir. Zorunlu tutulan 4857 tabi işyerleri için OSGB (Ortak Sağlık Güvenlik Birimi) olarak dahi hizmet vermektedir. Yapılan Risk Analizlere bakıldığı zaman gayet profesyonel ve oldukça tatmin edici olduğu söylenebilir. 4857 sayılı kanuna göre yeni işe girecek çalışanların İSG temel eğitimi alması zorunludur. İşe girecek olan kişinin eğitimi, bu konuda yetkili eğitim kurumları tarafından yapılmaktadır. Ankara geneli yaklaşık 40 tane yetkili birim olmasına rağmen ödenecek miktar 25 TL - 200 TL arasında değişmekte, verilen eğitim süresi 15 dakikada bitirilebilmesi olması hayli düşündürücüdür.
Kamu Kurum ve Kuruluşları tarih itibari ile İSG kapsamına girmemiş olabilir fakat Risk Analiz ve Değerlendirme çalışması, Eğitim Çalışmaları, İSG Kurullarının kurulması gibi alt yapı oluşturulması gerekmektedir. Kamuda veya iş verdiği alt işverenlerde meydana gelen kazalardan asıl işveren sorumludur. Yazılı veya görsel medyayı takip edenler bilirler, kamu kurum ve kuruluşlarında ölümlü iş kazası meydana gelmektedir. 01.07.2016 tarihinde İSG kapsamında zorunlu tutulabilecek kamu halihazırda bu kazalarda ancak tutanak yazılması ile merkez teşkilatlarında düzeltici faaliyet açmakla meşguldür. İSG, düzeltici değil önleyici faaliyetler bütünüdür. Yani kaza olma olasılığı ve olursa şiddetinin ne olabileceği önceden tahmin edilerek alınan önlemlerle %98 oranında engellenebileceği gösterilmiştir.
Önlemek Ödemekten Daha Ucuz ve İnsancıldır
“Önlemek ödemekten daha ucuz ve insancıldır” ve “Sıfır Kaza” sloganları, OHSAS 18001 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetim Sisteminin (Occupational Health and Safety Assessment Series: İş Sağlığı ve Güvenliği Değerlendirme Serileri) ana sloganlarıdır. Yönetim sistemi önleyici sistemler bütünüdür ve acil eylemleri de (Deprem, Yangın, Sel, Sabotaj vs) kapsar. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi yazılı metinler ile faaliyet alanındaki eylemlerle ilgili yazılı önlemleri kapsar ve asla bekleyemez. Örneğin: Bir işletmenin içerisinden geçen araç yolunu kullanan ve işyeri ile alakası olmayan bir postacı dahi idarenin sorumluluğundadır. Bu yolda olabilecek kontrol mekanizmalarının kurulması, yazılı hale getirilen bir eylem sonucu ifa edilmesi zorunludur. Diğer durumda işveren-idare-kurum yapmadığı faaliyetten ötürü iki kere suçlu bulunduğu TC Borçlar Kanunda ve ilgili ceza davalarında gösterilmiştir. Ülkemizde yaşanan Soma, Ermenek, İstanbul Esenyurtta Çadır Yangını ve Şişlideki Asansör Kazası gibi çalışanların ölümlü iş kazaları tamamının; kanun, yönetmeliğe aykırı davranışlar ve yetkilerin işletilmemesinden kaynaklı olduğu görülmektedir.

Farklı bir açıdan bakmak gerekirse: Ülkemizde SGK kapsamında yaklaşık olarak 1500 tane denetçi bulunmaktadır. İnceleme, denetim ve kontrol görevi olan bu personel sayısı, ülkemizdeki işyeri sayısı düşünüldüğünde ilginç bir tablo oluşturmaktadır (Bknz. Sosyal Güvenlik Kontrol Memurları Yönetmeliği). 4857 ya da 657 tabi çalışanları sadece vergi mükellefi olarak görülmesi, sağlık, eğitim ve aile yardımlarını sosyal bir devlet anlayışına bağlı zorunlu olarak yapmak ve ayrıca sayılan bu sosyal faaliyetleri de zarar etmeyecek, para kazandıracak bir sektör olarak düşünmek zihniyeti sürdürülebilir değildir. Aynı şekilde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunda ve bağlı yönetmeliklerde (belirli şartlara göre), İş Güvenliği Uzmanı(İGU) eli ile yapılan işin, ekipmanın ve faaliyetin denetlenmesi ve her aşamada kontrol edilmesi yasalaşmıştır ( Bknz. İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik ). İSG konusunda yapılması gerekli olanları işverene yazılı olarak bildiren İGU, eğer belirtilen sürede istenen güvenlik şartlarını sağlamaz ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirmekle sorumludur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından gelecek olan İş Müfettişleri ile uygunsuzluğun önemine göre, giderilmesi için süre verilmesi veya çeşitli maddi cezalar söz konusu olabilmektedir.

Yasal Mevzuattan Önce Sistem Politikası Oluşturulmalı

İşyeri sınıfına göre sözleşme imzalayan İş Güvenliği Uzmanlarının iş güvencesi ve maaş garantisi maalesef yoktur. Hepsinden önemlisi İGU için tanımlanan meslekte bağımsızlık ve objektif olma şartlarını sözleşme imzaladığı asıl işveren eline verilmesi yapılmak istenen faaliyetin anlamını sorgulamak gerektiği ortaya çıkmaktadır. Son dönemde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İGU’ların iş güvencesi kapsamında bazı çalışmalar yapmaktadır. İGU’lar: Acil, hayati veya ciddi bir kaza oluşturma olasılığı görmesi ya da Risk Değerlendirilmesi yapılmamış olması gibi sebeplerle “İşi Durdurması” mümkündür. İGU tarafından işin durdurulması sebebiyle, işverence iş akdinin sona erdirilmesi durumunda (diğer kazanılmış hakları, sözleşme şartları ve hukuki hakları saklı kalmak üzere ) 1 yıllık tazminat hakkı verilerek bir kısım iyileştirme yapılmıştır. İGU’nun, işi durdurma yapmaması durumunda ise 3-6 ay sertifikanın askıya alınması söz konusu olabilecektir. İşten çıkarmaya niyetli işveren bu tazminatı vermeyi göze alacak ya da “Beni Dava Et” diyecek ve durdurulmasında meydana gelecek maddi kayıplar için “Maddi Tazminat” davası açabilecektir. Bunun yerine iş hak edişinden pay ayrılması, bunun bir havuzda biriktirilmesi, işin süresi boyunca maaşının ve sosyal haklarının bu havuzdan faydalandırılması ve ilgili yönetmeliğin değiştirilmesi ile objektifliği ilk kanunların sağlaması daha mantıklıdır. Kamuda ise bunlardan önce yapılması gerekli olan: TS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemin kurulup işletilebiliyor olmasıdır. Çoğu hastaneler İSO 9000 sistemini halen kurup işletemezken bunu istemek herhalde hayalden öte gitmeyecektir.

657 Devlet Memurları Kanunu

14.07.1965 tarih ve 657 sayılı kanun Madde 103 de: Çalışma şartları gereği radyoaktif ışınlarla çalışan personele, her yıl yıllık izinlerine ilaveten bir aylık sağlık izni verileceği belirtilmektedir. Madde 105 de: Görevlerinden dolayı saldırıya uğrayan memurlar ile görevi sırasında ve görevlerinden dolayı bir kazaya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memurlar, iyileşinceye kadar izinli sayılırlar. Yine madde 188 de: Devlet memurlarının hastalık, analık ve görevden doğan kaza ve mesleki hastalık hallerinde özel kanunlarla düzenlen gerekli sosyal sigorta yardımları yapılır gibi maddeler ile 657’ye tabi personele yönelik bir kısım alt yapı mevcuttur.
Uygunsuzluk Sonucu Olarak İş Kazası ve Meslek Hastalığı
İş kazası ve Meslek hastalığı terimleri sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu terimlerin 6331 sayılı kanundaki karşılığı:
İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olayı,
Meslek hastalığı: Sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir.
Meydana gelen kazaların %88’i Tehlikeli Davranış, %10 Tehlikeli Durum ve %2’si Kaçınılmazlık ilkelerine göre meydana gelmektedir. Alınacak önlemler ile kazaların %98’i önlenebilir. TedbDünyadaki bir kısım istatistiklerle yazımızı bitirelim. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü ) verilerine göre (2013): Her yıl 270.000.000 iş kazası meydana geliyor ve 160.000.000 kişi meslek hastalıklarına yakalanıyor. Her yıl 350.000 kişi iş kazası nedeniyle ölüyor. Her yıl 1.700.000 kişi meslek hastalığı nedeniyle ölüyor. Her gün yaklaşık 6000 kişi iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle ölüyor. Peki ülkemizde durum nedir? Bunun net olarak anlaşılması için Sağlık ve Güvenlikle ilgili devlet kurumları, yapısı ve görevleri iyi bilinmesi gerekmektedir. Bir sonraki yazımda bunları ele alacağım. İşsiz, sağlıksız ve güvenliksiz kalmayın…

Uzm.Bio.Hakan Ersoy
Sağlık Hak Sen 1. Nolu Şube Başk Yard.
İş Güvenliği Uzmanı
TS 18001 ve TS EN ISO 14001 Yön Sist.
İç Tetkikçi

Facebook'ta Paylaş
Forumumuzda konulara cevap yazabilmek için üye olmanız gerekmektedir. Buraya tıklayarak üye olabilirsiniz.